Ben Ifreann... Bundan başka bir çok adım var. Elflere göre Disar, Cücelere göre Torus, İnsanlara göre Şeytan, Lycanlara göre Tanrı... Gün ışığında yazdırıyorum bunları... Yeryüzünde yaptıklarım unutulmasın diye. Dev akçaağaçlarıdevirip, gövdelerine kazıtıyorum. Bir gün ölümsüz kalbim durursa zaferlerimi, gücümü, öfkemi ve kinimi bütün ölümlüler ve tanrılar bilsinler diye.Yeryüzündeki ışığın nasıl kaybolduğunu tanrıçanın kahinleri öğrensiler diye... Tanrıların üstümüzde nasıl oyunlar oynadıklarını insanlar bilsinler diye. Ben Ifreann... Mandorlu Laurana ve Ornas'ın oğlu... Bir elftim. Şu an ne olduğumukendim de bilmiyorum. Ailem yok... Etrafımda ne bir insan, ne bir elf, ne de bir cüce var. Ama koskoca bir ordum var ve bir babam.
"Bir elf doğacak, Mandor'da...
Doğuğu gün;
Gün karanlık, güneş ay olacak,
Kalbi ışık olacak dünyaya,
O büyüyüne dek...
Büyüdüğünde;
Kalbi duracak.
Dünya doğduğu gün gibi olacak,
Işığın içinde karanlık, günün içinde gece olacak.
Ne merhamet varolacak, ne de hayat..."
Yüzlerce yıl önce Adoras Ülkesi'nde Işık Tanrıçası'nın kahinleri tarafından söylenirdi bu ilahi. Aradan uzun zaman geçti, asırlar asırları kovaladı ve kehanet unutulmuş kitapların içinde kaldı. Ne elfler ne de kahinler artık böyle bir kehanetin varlığından bile habersizlerdi.Bütün kehanetler Işık Tanrıçası tarafından gönderilirdi.Adoras Ülkesi'nin merkezinde bulunan Germina Yıkıntıları'nın içinde yere çakılmış demir tabletlerde kehanetler peydah olurdu. Yeni bir kehanet geldiğinde ise tabletlerden bir önceki kehanet silinirdi. Işık Tanrıçası'nın kahinleri ise gelen bu kehanetleri yazar ve yazdıklarını Tanrıça'nın tapınaklarında saklarlardı.
Kehanetin gerçekleşeceği gün yeryüzünün bütün güzelliklerini yok emek içinbir çocuk dünyaya gelecekti. O doğmadan önce gün hiç olmadığı kadar karanlık olacak, gün vaktinde gökyüzünde yıldızlar çıkacak ve yıldızların bazıları yer değiştireceklerdi. Lamiran Denizi kaynayacak ve tüm deniz elfleri yok olacaktı. Bunların hepsi karanlığın gündüze hükmettiği gece olacaktı. Çocuk doğduğunda ışık geri gelecek ve varolanlar artık kendi kaderlerini çizeceklerdi.
Babam Mandor'un en güçlü büyücülerinden ve simyacılarından biriydi. Diğer büyücülerin aksine fiziksel olarak da oldukça yetenekliydi. Oldukça uzun boyluydu, saçları en az kömür kadar siyahtı, gözleri ise ışığın durumuna göre değişirdi. Bazen yeşil olurdu, bazen mavi... Soluk ve narin bir teni olması rağmen, simyacılık ve büyücülükten başka ağır işler yapmasından ve savaş yıllarında cüce zindanlarında kalmasından dolayı oldukça yıpranmış bir çehreye sahipti. Dygularından tamamen arınmıştı o... Canı acıdığında yüzünde acıyı, öfkelediğinde yüzünde hiddeti görmek mümkün olmazdı. Bir tek annem Laurana'yı gördüğünde yüzü tebessüm ederdi. Bana baktığında ise yüzünde her zaman bir kararsızlık vardı.
Annem Laurana'ydı. Babam için bitkiler yetiştiren bir druiddi. Zerafeti, güzelliği hala aklımdan çıkmadı. Oldukça bilge bir elfti.Mandor Elfleri tarafından kendisine saygı duyulur ve çevreden de sıkça ziyaretçileri gelirdi. Kendisi Adoras'ta yaşayan druidlerin liderinin kızıydı. Bu da kendisini Adoras'ta oldukça önemli biri yapıyordu.
Adoras Ülkesi'nde büyücüler ve druidler oldukça fazlaydı. Büyücüler elementleri kullanarak büyü yaparlardı. Havayı, suyu, toprağı, ateşi kontrol edebiliyorlardı ancak bunlar genellikle sonradan edinilen yeteneklerdi. Büyücüler üst üste büyü kullandıkça güçlerini kaybeder ve kendilerini tekrar toparlayabilmeleri için zamana ihtiyaçları olurdu. Büyüleri öğrenmek için bir çok pratik yapmak zorunda kalırlardı.
Druidler ise bütün yeteneklerini doğadan alırlardı. Doğayla konuşabilirler, ondan yardım isteyebilirlerdi. Her birinin doğa içinde yere gömdükleri asaları vardı. Yere gömülmüş bir druid asası o druidin yakın çevrede doğayla ilgili ne varsa hepsine hükmetmesine yardımcı olurdu. Ruh hallerine göre göre dünyada yaşayan bir canlının ruhunu bedenlerine çağırıp değişim geçirme özelliğine sahip olabilirlerdi. Çok kızdıklarında bir kaplan, bir ayı veya bir ejderha olabilirlerdi. Hızlı bir yolculuk için kartala, baykuşa veya başka bir kuşa dönüşebilirlerdi.
Mandor, Adoras Ülkesi'nin Lamiran Denizi kıyısında bulunan küçük bir elf topluluğunun yaşadığı yerdi. En fazla 100 elf yaşıyordu. Lamiran Denizi'nde ise bütün deniz elflerinin yaşadıkları bir yer vardı. Orayı hiç görmedim. Aslında hayatımda hiç deniz elfi görmedim. Benden sonra doğan hiç kimse görmedi...
Udran ayının on birinci günü Adoras Ülkesi'nde her şey yolundaydı. Mandor'da da öyle... Ta ki gökyüzünde güneşin ışığı solmaya başlayana dek... Adoras Ülkesi'nde tarih içinde hiçbir zaman gök yüzü olayına rastlanmamıştı. Mandor'un merkezindeki gözcülerin borularını çalmasıyla herkes gözcülerin orada toplandı. Başta herkes yapılanın çok güçlü bir kara büyü olduğunu konuşuyor ve büyüyü nasıl çözebileceklerini düşünüyorlardı.Adoras'a bir bulut bile nadiren uğrar ve fazla kalmazdı. Şimşekler, fırtınalar, yağmurlar daha çok dünyanın doğusunda bulunan karanlık ülkelere aitti ya da ekinleri için çiftçilere yardım eden druidlerin işiydi. Hava iyice karardı, yeryüzünü hiçbir ateş veya büyü aydınlatamıyordu. Mandor'un doğusundan kırmızı bir ışık yükselmeye başladı birden. Işığın ortaya çıkmasıyla ormanın da yanması bir oldu. Herkes oraya doğru koşmaya başladı. Laurana hariç... Laurana, Ornas'a tarifsiz bir acı çektiğini ve bu şekilde yardım edemeyeceğini anlattı ve ağaçların içindeki evlerine çekildi. Adoras'ta elflerden başka lycanlar ve goblinler de yaşarlardı ancak bu yaratıklar bile hiçbir zaman orman yangınlarına sebep olmamışlardı. Goblinler için de, Lycanlar için de artık ormanlar artık onların evi gibiydi. Mandor'daki en son orman yangını üç yüz sene önce cüceler ile yapılan Lamiran Savaşın'da çıkmıştı. Cücelere karşı yapılan savaşı kaybeden kuzenlerine yardım için denizlerinden çıkan deniz elflerinin adı verilmişti bu savaşa. Yangın çıktıktan sonra artık goblinlerden şüphelenmeye başladılar. Kolcular etrafı aradılar ancak hiç bir ize rastlayamadılar.Mandor'un druidleri birleşip yangını söndürecek büyü yaptılar. Gökyüzüne bulutları çağırıp, yağmur yağdırdılar. Yangınm sönse bile bu ancak bir anlıktı. Sonra bir daha başladı.Ornas alevlerin bir kaynağı olduğunu düşündü. Mandor'un diğer iki büyücüsüyle beraber alevlerin arasına girip ateşin kaynağının ne olduğunu keşfedeceklerdi. Büyücüler için en zor büyülerden biri ateş formu büyüsüdür. Bu forma geçmek için söylenen sözler on dakikayı bulur ancak bu formda kalmak en iyi büyücü için bile en fazla beş dakikadır. Sözleri yanlış söylenen bir ateş formu büyüsü ise sahibini kesinlikle küle çevirecektir. 3 kişi büyülerini tamamlayıp ormanın içine girdiler ancak çok az zaman sonra büyücülerden çığlıklar yükselmeye başladı:
"Lamiranlar!!! Denize koşun!"
Bütün Mandorlular şaşkındı. Deniz elflerinin yangınla alakası neydi? Birbilerine bunu sorarak hepsi denize koştular. Deniz kıyısına vardıklarında denizin neredeyse ufka kadar kıpkırmızı olduğunu gördüler. Deniz kıyısında ise karaya vurmuş yüzlerce lamiran cesedi yatıyordu. Elfler doğuya baktıklarında Nedaran Nehri'nden akan lavları gördüler. Efler hiç olamayacakları kadar şaşkınlardı. Sadece Ornas ne yapması gerektiğini biliyordu ancak yeryüzünün en kadim büyücülerinden olan deniz elfleri bile böyle bir felaketle başa çıkamadıysa, o ne yapabilirdi ki?Ellerini gökyüzüne kaldırıp gözlerini kapadı:
"Venedeya desraean issus neslef zannus"
sözlerini mırıldandı. Kollarının arasına gökyüzünden bembeyaz bir ışık indi. İner inmez Ornas ışığı denize doğru itti. Işık kısa süreli bir kar fırtınası gibi denizin üstünde esti ancak denizi soğutamadı. Ornas bunu onlarca kez denedi ama hiç bir şansı yoktu. Dizleri güçsüzlükten çözülene kadar denizi soğutmaya çalıştı ancak sonunda baygın düştü.
Nehrin halini gören elfler artık cücelerden şüphelenmeye başladılar. Çünkü Nederan Nehri'nin suları cücelerin ülkesindeki dağlardan geliyordu. Mandorlular cücelerin deniz elflerinden intikam aldıklarını düşünmeye başladılar. Ormanların da yanmasıyla elflerin savunmaları tamamen çökecekti.Yangın hızla devam ediyordu. Adoras ülkesindeki karanlıkta ışık veren tek kaynak nehirden akan lavlardı. Yangının ateşi bile etrafını aydınlatamıyordu.
Ornas yere uzanmış vücudunun direncini tekrar kazanmaya çalışıyordu. Kendini buna konsantre etmişken gökyüzündeki yıldızlar dikkatini çekmeye başladı. Gökyüzünde sadece tanrıların takım yıldızları vardı. Bu takım yıldızların her birinden birer tane yıldız hızla hareket etmeye başladı. Thanatos takım yıldızlarına doğru yönelmişlerdi ve hepsi birden aynı anda hızla çarpıştılar. Onların çarpışmasıyla beraber yeryüzündeki karanlık da dağıldı ve gün eski halini aldı. Adoras'taki elfler, lycanlar, goblinler, bütün canlılar gökyüzüne hayretle bakıyorlardı.
Nedaran Nehri'nden akan lavlar yerini suya bıraktı. Nehrin kenarındaki bir çok ağaç yandı ancak Adoras Druidleri bütün Adoras'a yayılmak üzere olan yangını başarıyla söndürdüler.Işık Adoras'a tekrar gelirken yeryüzünde yaşayan her canlının kulağına ise hiç kimsenin anlayamayacağı bir dilde aynı fısıltı geldi. Deniz kıyısında yatan yüzlerce deniz elfi artık cansızdı. Artık yeryüzünde deniz elfi yoktu.
Babam Ornas için yaşadığı şaşkınlıklar bunlarla son bulmayacaktı. Laurana'nın bir çocuğu olmuştu. Laurana'nın hamile olduğunu ne Ornas ne de Laurana'nın kendisi biliyordu.Cehennemi andıran bir günde doğduğu için çocuklarına Ifreann adını verdiler. O da dünyaya cehennemi verdi